UZMAN GÖZÜ İLE BİR MAÇIN ANALİZİ- Davut İbrahimoğlu

Yine bir milli maç yine umutlar ve her zaman olduğu gibi hüsranlar kazandığımız maçlar dahil aşırı stres yaratan bir durum. Peki neden hep böyle oluyor? Bir uzman gözü ile konuyu incelemek istersek, önce aklımızdaki soruları dile getirmek lazım. Benim yıllardır kafamda olan sorular;

Neden hep kolay gol yiyoruz. Fakat çok zor gol atıyoruz?

  1. Neden rakip kale önünde bir anda çoğalamıyoruz?
  2. Neden hiçbir zaman takımın istikrarı yoktur ve yıllardır yap-boz tahtası gibi bir türlü gereken oyuncuyu gereken mevkiiye bulamıyoruz?
  3. Neden bütün Avrupa futbol takımlarının fiziksel ve zihinsel gücü bizim oyunculardan daha fazladır?
  4. Neden en zayıf takım bile bize rakip oluyor, gol atıyor hatta bizi yenebiliyor?
  5. Acaba oyuncularımızda arzu edilen beden,ruh ve zihin bütünlüğü mevcut mudur?
  6. Bu bütünlüğün olmama sebebi nedir?
  7. Takımın psikoloğu veya mentoru hangi yöntemle ve ne sürede takımı hazırlıyor?
  8. Daha ilerisi , takımın işini bilen psikologu var mıdır?
  9. Varsa takım üzerindeki yetkisi ve etkisi ne kadardır?
  10. Neden oyuncular maçtan önce aslan kesiliyor ama sahada neden kükremiyorlar?
  11. Bu korkuların ve özgüven eksikliğinin sebebi nedir?
  12. Bir yabancı teknik direktör Türk insanını ne kadar tanıyor? Acaba Oğuz gibi yardımcıların takım üzerinde olumlu veya olumsuz ne kadar etkileri vardır?
  13. Neden Gökhan Gönül gibi fiziki gücü çok zayıf olan oyuncular takımda yer almaktadır?
  14. Oyuncu seçimleri acaba hangi kıstas üzerine ve kimlerin tarafından yapılmaktadır?
  15. ve…….

İstediğimizde bu soruların sayısını daha da arttırabiliriz. Dikkat edilirse soruların bazıları teknik içeriyor ancak diğer sorular oyuncuların psikososyal durumları ile ilgilidir. Ne yazık ki Türk insanının ezelden beri psikolog ile arası hep açık olmuştur. 37 yıllık mesleki hayatımda ( İran ve Türkiye’de ) hep bu sıkıntıyı yaşadım. Belki son zamanlarda bir nebze düzelme olabilir ama gerçekten çok yetersizdir. Neden her ailenin bir psikologu yoktur? Sağlıksız ve şiddet dolu bir aile ortamı bireylerin kişiliklerinde büyük travmalar meydana getirir ve bu sıkıntılar belki ömür boyu onun özel hayatını, okul hayatını, mesleki hayatını, spor hayatını olumsuz bir şekilde etkiler. Söylemek istediğim şudur; geçici olarak konuya bakılmamalıdır. Konu kökten ele alınmalıdır. En önemlisi bir kişiyi suçlamak asla doğru değildir.

Rusya’da sporcu yetiştirme yöntemlerini inceleme fırsatlarını buldum. Hangi dalda olursa olsun programlı bir şekilde bir hedef çerçevesinde tam çocuk yaşlarında bir yetiştirme heyeti tarafından yetiştiriyor. Takımda kimler var diye sorarsanız hemen söyleyeyim ; psikolog , sosyolog, diyetisyen, branş teknik heyeti , yoga ve meditasyon uzmanı, uzman doktor ve pedagog. Bu takım , düzenli bir şekilde çocukları gözetmektedirler. Gözlemlerini diğer arkadaşlarına rapor etmektedirler.

Peki ne yapılabilir diye sorusuna başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz;

Federasyon hatta federasyonlar bünyesinde güçlü bir sporcu yetiştirme takımı kurulmalıdır.

  1. Yine federasyon bünyesinde ayrıca bir psikolojik danışma birimi ( Pozitif Psikoloji ve pozitif psikoterapiye inanan kişilerden oluşan ) kurulmalıdır. Bu birim federasyon başkanına direkt olarak bağlanmalıdır.
  2. Aynı birimin benzeri en azından büyük kulüplerde kurulmalıdır.
  3. Uygulanan bireysel terapiler , grup terapiler ve meditasyon dahil bütün çalışmalar süreklilik kazanmalıdır.
  4. Her bir oyuncunun özel bir dosyası olmalı bütün fiziksel , zihinsel ve duygusal artıları ve eksileri kaydedilmeli , zaman içinde eksiler artıya dönüştürülmelidir.
  5. Oyuncuların özel ve ailevi hayatları devamlı bir şekilde incelenmelidir.
  6. Başarılı ve yerli bir teknik direktör ve yardımcıları getirilmelidir. Bu heyet uzun vadeli hedeflerini rapor edip en az 5 sene takımın başında olmalıdır.
  7. Yenilgilerden çekinmeden cesurca takım gençleştirilmelidir.
  8. Emre ve Volkan gibi içsel çatışma yaşayan oyuncular takıma alınmamalıdır. Teknik becerileri ne yazık ki başarı getirmiyor . Volkan’ın yaptığı son maçta bunun somut örneğidir.
  9. Sporcu yetiştirme 3 veya 4 yaşından itibaren başlamalıdır. ( Bildiğim kadarıyla futbol federasyonunda buna benzer çalışma vardır. Ancak uzman alımında bürokrasi engelleri vardır. )
  10. Çocuklara sürekli olarak özgüven aşılanmalı ve onların başarıları onaylanmalıdır.
  11. Türk insanı duygusaldır. Batı insanı kurnazdır. Sahada batılı gibi kurnaz olmalıyız ve duygusallığımızı sahaya yansıtmamalıyız.
  12. Bu düşünceyi gerçekleştirmek için uzmanlar tarafından uzun vadeli terapiler uygulanmalıdır. Duygular iyi yönetilirse eksiler artıya dönüşebilirler.
  13. Futbol bir teknik savaştır duygusallığa yer yoktur.
  14. En kısa zamanda federasyon tarafından uzmanların katılımıyla ( Özellikle sporcu yetiştirme ile ilgili kişiler ) Bir panel düzenlenmelidir. Unutmayalım Türk insanı zekidir , güçlüdür ama bu zeka ve gücün doğru yönlendirilmesi lazımdır.