ENERJİ ŞİFACILIĞI VE QANTUM DOKUNUŞ-Davut İbrahimoğlu

BİOENERJİ NEDİR ?

Bioenerji herkesin içinde bulunduğu varsayılan iyileştirici bir güçtür.Bioenerjinin bitkisel tedaviyle ve psikoterapi ile birlikte kullanılması harika sonuçlar yaratıyor. Tıbbın pes ettiği yerde en çaresiz hastalıkları bile iyileştiren içsel enerjidir.

Keşfedenlerin sayısı hayli sınırlı, olup çoğu da Rusya’dadır. Pek çok ülkede” hurafe” diye bir yana itilen bioenerji, Rusya’da yıllar önce”bilim” olarak kabul görmüştür, yetenekli kişileri eğitmek için akademi kurulmuştur. Aslında uzak doğu ve orta Asya steplerinde yüzyıllardan beri biliniyor ve uygulanıyor .

Bioenerji: içimizde uyuyan güzeldir. Ona açık ve inanan herkese,allahın veya tabiatın bir lütfudur.

Bioenerji çok farklı şekillerde adlandırılmaktadır. Evrensel enerji- yaşam enerjisi- çi- ki- prana-kozmik enerji,mana, ama hepside aynı şeyi anlatmaktadır. Bu bütün canlılarda olduğu kabul edilen güçtür. Kozmik enerji tepeden girer ve şakralar vasıtasıyla bedenin çeşitli bölgelerine dağılır. Fazlası el ve ayak uçlarından çıkar .

ÇAKRALAR

1. KÖK ÇAKRASI: Varlığın sürdürülmesine ilişkin fiziksel kimlik
Omuriliğin alt ucunda yer alan bu çakra, çakra sisteminin temelini oluşturur. Bağlantılı olduğu element "toprak"tır ve yaşama içgüdüsü, bedene ve fizik plana bağlılık eğilimi ile alakalıdır. Dengeli çalışması, bedensel sağiık, güvenlik duygusu ve yaşama sevinci olarak tezahür eder.


2. DALAK ÇAKRASI: Kişiliği yücelten duygusal kimlik
Karın bölgesinin alt kısmında yer alır. Bağlantılı olduğu element "su"dur ve cinsellik duyumları ile alakalıdır. Dengeli çalışması, duyumsal yoğunluk, cinsel doyum ve değişimi kabul etme becerisi olarak tezahür eder.


3. GUNES SİNİRAGI CAKRASI
Kişiliği tanımlamaya ilişkin ego kimliği

Güç çakrası olarak da bilinen üçüncü çakra, solar plexus denen bölgede yer alır. Bağlantılı olduğu element "ateş"tir. Kişisel güç, irade ve otonomi prensiplerinin merkezidir. Dengeli çalışması, enerji, verimlilik, çabuk karar verebilme ve güç faktörünü baskıcı olmadan kullanabilme yetisi olarak tezahür eder.


4. KALP ÇAKRASI: Kişisel kabül haline yönelik sosyal kimlik
Çakra sisteminin tam ortasında yer alan kalp çakrası, sevgi merkezidir. Bağlantılı olduğu element "hava"dır. Bu çakra insan psişesinde yer alan zihin-beden, dişil-eril, asıl-gölge, ego-vicdan gibi zıt öğelerin dengeleyicisidir. Sağlıklı çalıştığında, sevgi, şefkat, barış ve güçlü bir adalet anlayışı olarak tezahür eder.


5. GIRTLAK ÇAKRASI: Kişisel ifadeye yönelik yaratıcı kimlik
Gırtlak bölgesinde yer alır. İfade ve sanatsal yaratıcılık merkezidir. Bağlantılı olduğu element "ses"dir. Bu çakrada evren, bir titreşimler alanı olarak sembolik düzeyde deneyimlenir


6. ALIN ÇAKRASI: Kişisel yansımaya yönelik arşetip kimlik
Aynı zamanda "üçüncü göz çakraı" olrak da bilinen bu çakra, iki kaşın ortasında yer alır. Bağlantılı olduğu element "ışık"tır. Hem fiziksel, hem de sezgisel boyutta "görme" duyumu ile alakalıdır. Bu çakranın açılmasıyla arşetip elemanların yorumlanmasına yönelik psişik yetiler devreye girer. Dengeli çalışması, "manzaranın tümünü" görebilme olarak tezahür eder. .

7. TEPE ÇAKRASI: Kişisel bilince yönelik evrensel kimlik
Taç çakra olarak da bilinen bu çakra, saf farkındalık olarak bilinen bilinç seviyesine karşı gelir. Bağlantılı olduğu element "düşünce"dir. Tepe çakrası, beş duyunun algılayamadığı, zaman - mekan ötesi birlik alemiyle bağlantı noktamızdır. Bu çakranın açılmasıyla kozmik bilginin, bilgeliğin, birlik bilincinin tezahürü olarak vecd hali deneyimlenir.


AURA’NIN BİLİMSEL TARİHİ

500 yıl M.Ö. Pisagor ve arkadaşları iyileştirici özelliği olan bir ışıktan bahsederler.

XII.yy. başlarında Boriac adlı araştırmacı,

insanda başka insanlarla uzaktan iletişim kurmayı sağlayan bir enerjinin varlığını keşfetti.

Bu fotoğrafçılık tekniğinin adına “kirlian” adının verilmesinin nedeni, bu teknikte kullanılan aygıtın ilk kez Rus mühendis Semyon Davidovich Kirlian (1898-1980) ve eşi Valentina Khrisanova Kirlian tarafından geliştirilmiş olmasıdır. Semyon Kirlian’ın paranormal fenomenlere ilgi duyması ünlü bilim adamı Nikola Tesla ile tanışmasından sonra başlamıştır.

1939'da bir fotoğraf filmini tab ederken fotoğraf tepsisinin üzerinde bulunan cisme elektrik yükü verildiğinde tepside bir resmin oluştuğunu kazara gözlemleyen Semyon Kirlian ve eşi aynı yıl geliştirdikleri bir aygıtla, sözkonusu ışınımların daha çok canlı bedenlerden yayıldıklarını saptamışlar ve çektikleri çeşitli organların fotoğraflarında, bu organlardan salınan renkli ışımaları görüntülü hale getirmeyi başarmışlardır.

Bedenden yayılan ışınımın çeşitli renkler halinde fotoğrafı çekilebilen kısmına “korona” (Latince’de “taç”) adı verilmiştir.

Bu teknikteki temel yöntem, koronayı görünür hale getirebilmek için yüksek gerilimli elektrik alanının kullanılmasıdır.

En son geçtiğimiz yıllarda Stanford Üniversitesi’inde ünlü bir fizikçi olan Dr. William Tiller insan bedeninin çevreden aldığı enerji ve verilere göre nasıl geliştiğine dair bilimsel modelinde Çakralara da yer vermiştir. Dr. Tiller , eterik bedeni “Negatif Uzay- Zaman Koordinatı Bedeni” olarak tanımlamaktadır.

TIBBİ ARAŞTIRMALAR

1900 yılından beri bir çok doktor, aura alanıyla ve onun insan vücudu üzerindeki etkileriyle ilgilendi. 1911’ de Dr.William Kilner sonrası Dr. George De La Warr, Dr. Ruth Brawn hastaların teşhisinde aura’dan faydalanmışlar ve buna “Radyonik Sistem “ demişlerdir.

AURA’NIN RENKLERİ

Aura’nın değişik renkleri bireyin duygularında çeşitliliğe yol açar.

Koyu kırmızı , kızgınlık duygusunu gösterir. Parlak bir kırmızı canlı bir yaşam gücünü temsil eder.Korku beyazımsı bir griyle temsil olunur. “Korkudan kireç gibi olmak” deyimi örnek olarak gösterilebilir.Kıskançlık , kirli bir yeşille kendini gösterir.Üzüntü, koyu bir griyle belirginleşir. Yine buna da “Başının çevresinde kara bulutlar dolaşıyor” deyimi örnek gösterilebilir.

Sinirlilik ve tedirginlikte , koyu kırmızı ile belirlenir.Normal bir aura kolay anlaşılır, bir frekans olan maviye çalan erguvan rengidir.


AURA’DAN YAYILAN RENKLERİN ANLAMLARI

Sarı , zihinsel kaliteyi yansıtır.

Yeşil, kişinin yatıştırıcı iyileştirici bir enerji ile donatılmış olduğunu gösterir.

Mavi öğretici renktir ve büyük bir hassaslığa işaret eder.

Erguvan rengi derin bir ruhsal bütünlüğe işaret eder.

Beyaz renk doğruluğu temsil eder.

Altın rengi Tanrıyla bağlantıyı gösterir.

Gümüş rengi kolay iletişim kurabilmeyi işaret eder.

Kestane rengi bireyin üstlendiği görevi yerine getirmesiyle ilgilidir.

Siyah renk hırsı veya ışık eksikliğini belirtir.


ENERJİ ŞİFACILIĞI İLE İLGİLİ BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR

Enerji şifacılığı ve qantum dokunuşla ilgili günümüze kadar özellikle Amerika’ da bir çok araştırma yapılmıştır. Amerika’nın saygın üniversiteleri bu konuya öncülük etmişlerdir.

New York Üniversitesinde hemşirelik ihtisas programında doktorasını yapmış bir hemşire olan Dolores Krieger eşsiz bir araştırmanın altına imzasını atmış ve Terapik Temas diye adlandırdığı bir sistem geliştirmiş.

Dr. Krieger Therapeutic Touch isimli eserinde bu tekniğin ağrıyı dindirmek ve gevşetmek için kullanımının kilit noktalarını anlatıyor.

Krieger bunun sağladığı faydanın hepimizin sahip olduğu doğal içsel şifa yöntemlerinin teşvik edilmesinden kaynaklandığına inanıyor.

Terapistin ellerinden aktarılan enerji , hastanın enerji akışını arttırıp dengeler.

Dr. Krieger’ın görüşüne göre, herkesin bu şekilde doğal bir şifa verme yeteneği vardır.

Bu tekniği başarılı bir şekilde pek çok hemşirelik okulu öğrencisine öğretmiştir ve hemen herkesin bunu deneyerek öğrenebileceğini düşünmektedir.

Dr. Mehmet Öz “Şifayı Yüreğinde Ara “ kitabında dokunma ve enerjiye değinmiş ve bir çok araştırmayı incelemiştir.

Mehmet Öz şöyle der ; Nors Port’taki

( New York ) Qantum Biyoloji Araştırma laboratuarında felsefe doktoru GLEN REİN enerji şifacılığının var olduğuna ve bu olayları daha kolay incelenebilmeleri için fark edilebilir bölümlere ayırma girişiminde bulunmuştur.

New Jersey ‘li bir doktor ve fizyoterapist aynı zamanda bir enrji şifacılığı araştırmacısı olan Daniel Benor , Terapötik dokunuşu inceliyordu.

Bu özellikle hemşirelerin rağbet ettikleri hızla gelişen bir tedavi alanıdır.

Yöntemler her ne kadar farklılık gösterse de bir pratisyenin hedefi hastanın enerji alanındaki tıkanıklığı çözmeye çalışarak vücudun doğal sağlığına kavuşmasını sağlamaktır.

Doktor Benor Amerika’da en az 30.000 hemşirenin ve başka sağlık görevlilerinin TT. Uyguladıklarını söylemektedir.

İngiltere’de ise bu şifacılardan 8.000 i hastanelerde hastaların isteği üzerine tedavi seansları düzenlemektedir.

Enerji şifacılığı her ne kadar klasik tıbba zıt görünsede Dr. Benor enerji şifacılığı alanındaki inandırıcı araştırmalar yaygınlaştıkça Tıp camiası tarafından daha çok kabul göreceği inancındadır.

Şimdilerde Montreal’ın McGill Üniversitesinde emekli bir Biyoloji Profesörü olan ve Bioenerji alanında uzun zamandır araştırmalarda bulunan Bernard Grat elleriyle enerji yayarak iyileştirme yeteneğine sahip olan insanların çoğu kez bu işin iletişim halinde bulundukları “ Daha büyük bir güç” tarafından yapıldığına inanıyor.

Modern Tıbbın babası sayılan Yunanlı hekim Hippokrates M.Ö 4.yy. da T.Tnin tedavi edici ve onarıcı özelliklerini tekrar tekrar övmüştür.

TT .nin başka bir şekli olan masaj özellikle Slavların ,Finlerin ve İsveçlilerin arasında bir halk uygulaması olarak yaşatılmıştır.

Dünyanın bir çok ülkesinde de çeşitli dokunma teknikleri ızdıraba ve hastalığa karşı silah olarak geliştirilmiştir.

Güzelim Türkiye’de Türk hamamları mermer platformların üstünde yatılarak yıkanmayı , ovuşturulmayı , bol bol sabunlamayı ve durulanmayı içermektedir.

Amerika’da bugün 85.000 pratisyenin her yıl 25 milyon insana masaj yaptıkları bilinmektedir.

Miami , Duke ve Harward Üniversitelerindeki araştırmacılarla Miami nin dokunuş araştırma Enstitüsündeki gözlemciler masaj ve dokunmanın astımdan , endişeye , miğrenden şeker hastalığına kadar çok çeşitli problemleri olan hastalar üzerindeki yararlı etkilerini düzinelerce çalışmalarla kanıtlamışlardır.

Örneğin ; 10 gün süreyle günde 3 defa masaj yapılan erken doğmuş bebeklerin daha uyanık , aktif ve uyumlu oldukları masaj yapılmayan bebeklerden % 47 oranında daha çabuk kilo aldıkları görülmüştür.

Dokunmanın hormon sisteminin bağışıklık sistemi üzerinde de derin etkilerinin olduğu gözlemlenmiştir.

Aynı zamanda dokunma araştırma enstitülerinin kurucusu Gelişim Psikologu Dr. Tiffany Field erken doğan bebeklerle ilgili yaptığı araştırmayı şöyle anlatıyor ;

Masaj terapisi uygulanan bebekler daha çok kilo alıyorlar , iyi uyuyorlar ve anne – babaları ile daha iyi ilişki kuruyorlar.

Beyin dalgaları daha dikkatli olduklarını ve daha çabuk öğrendiklerini gösteriyor.

Hiperaktif bozukluğu veya otistik çocuklarda dikkat arttırıyor.

MT aynı zamanda depresyonu hafifletiyor , stres hormonlarını azaltırken bedenin kendi anti-depresanı olan serotonin hormonunu arttırıyor.

Ayrıca uykuyuda düzenliyor.

Ayrıca uyku bozuklukları ile şiddetlenen migren ve fibrom ağrısı gibi ağrı septomlarını azalttığı görülmektedir.

Astım gibi otoimmün sorunlarda akciğer işlevleri düzeliyor ve astım nöbetleri azalıyor.

Şu an yapılmakta olan göğüs kanseri ile ilgili bir çalışmada doğal katil hücrelerde bir artış gözleniyor.

Çünkü katil hücreler kanser hücrelerini öldürüyor.

Amerika da bu yöntemle erken doğan bebeklerin 6 gün erken taburcu olması 4.7 milyar dolarlık bir tasarruftan söz edilebilir.

Endüstrileşmiş 49 kültürü içeren bir çalışmada çocuklara fiziksel olarak sevgi gösteren gruplarda yetişkinler arasında çok az şiddet olduğu görülmüştür.

Çocuklara karşı daha sevgisiz gruplarda ise yetişkinler belirgin ölçüde daha fazla şiddet uygulamaktadır.

İnsanlara çok yakın bir maymun türü olan bonobolar , birbirleriyle yakın fiziksel temas halinde yaşıyorlar ve bunlar barışçıldırlar.